Yaşamı Olumlama

YAŞAMI OLUMLAMAK
Mutluluk arıyorsan,
düşüncelerinde katı ve sert olma.
Zaman içinde, zamanla beraber, değişikliklerle yoluna devam et…
Çogumuzun günlük yaşamı aşamayacağımızı sandığımız sorunlarla doludur. Sorunla karşilaştığımızda kendimizi dünyanın en mutsuz insanı sanırız. Talihimize küser, yaşamla bağımızı kısa bir süre içinde olsa koparır, acımıza konsantre oluruz. Oysa olup bitenlere, bir de madalyonun öbür yüzünden bakacak olursak, sarsıcı bir etki yaşadığımız o anlar bizim evrimimiz için en kıymetli anlardır.
Yaşamı olumlamak, içimize dönmek ve yeni bir sorgulama yapmak için olağanüstü kıymetli bir fırsatla karşi karşiya olduğumuzu bir anlasak, ‘Ben’imizin attığı çigliklara bakıp biz bile şaşirabiliriz.
Yeni dönemeç
İşte yeni bir dönemeç, yeni bir basamak… Yaşam sevgi dolu serüvense, bu da bir mucize… Böylesine sarsıcı olayların yaşandığı durumlarda kendini ve duygularını tanımak isteyen bireyler; acılarının, huzursuzluklarının köklerine dönebilmek için yeni bir ruhsal deneyim fırsatı ile karşilaşirlar.
“Büyük bir problemi içsel gücümüz ile kontrol altına aldığımızda başarı ile sonuçlanan bir yol izleriz..Bir problemin üstesinden gelmek, ‘Bu problem benim gelişmem için bir fırsattır’, düşüncesi ile başlar. Unutmamalısınız ki, problemi çözdügünüz zaman çözüm yolu sizi, bulunduğunuz yerden daha iyi bir duruma getirecek veya daha büyük bir tehlikeden koruyacaktır.Bu düşünce tarzı sizi, yaptığınız her işte başarıy götürecektir. ” Chao,Hsiu Che

Posted in Yazılar | Leave a comment

Çoğu İnsan

Çoğu insan ömrünün en güzel yıllarını, bir apartman dairesinin odasında, televizyon seyrederek geçirir. Çoğu insan yirmi yaşında ölür ve seksen yaşında da gömülür..

Posted in Yazılar | Leave a comment

MUTLULUĞU ERTELEMEYİN!!!

Yarınlar… Ah yarınlar… Bitmeyen ertelemeler… Hep yarınlara havale etmeler… Bugünü yaşamadan, yaşamı yarınlara göndermeler… Mutluluğun yarınlarda bulunacağı aldatmacası Hep ertelemeler… Bugünde dünün yarını değimliydi…

İlginç olan şu ki yarını görebileceğimiz şüpheli…

Hayal etmek güzeldir… Umutlu olmak hayatın olmazsa olmazıdır… Ama bugünü yaşamayarak hep bizi mutlu edeceğini zannettiğimiz ve geceleri uyurken tatlı hayallerinin kurduğumuz beklentiler bizi yarınlarla avutuyor… Belki de hayal ettiğimiz, bizi yarınlarda mutlu edeceğini düşündüğümüz olaylar bir ömür boyu hiç olmayacak…

Peki, neden yaşamaya ve mevcut yaşamımızla mutlu olmaya bugünümüzden başlamıyoruz… Bunca geçen yaşanmamış, hep yarınlara ertelenmiş günlerin hesabını nasıl vereceksiniz…

Hayat geri dönüşü olmayan yol…ilerisi çok net görünmeyen ve sürprizlerle dolu bir yol…ölene kadar isteklerinizin bitmeyeceğini ve yaşamda mücadelelerin kesilmeyeceğini unutmamalıyız…

Ah bir hafta sonu gelse

Bahar bir gelsin

Ah bir işe girebilsem

Ah bir evlensem

Ah bir iş yerinde yükselebilsem

Bir ev alabilsek

Şu evin kredileri bir bitse…

Ayağımızı yerden kesebilecek bir araba alabilsek…

Sıfır arabamız olsa tamam…

Şu arabanın kredileri bir bitse…

Şöyle bir yazlık ev alsak…

Ah bir çocuklarım olsa…

Ya şu çocuk büyüse…

Ah şu birinciye bir kardeş lazım, ikinci çocukta olsa…

Ah bu iki numarada bir büyüse tamam…

Şu çocukların okulları bir bitse…

Ah oğlan fen lisesini bir kazanabilse…

Şu dershaneleri bir bitse…

Güzel bir yer kazanabilseler…

Şu üniversiteleri bir bitse…

Ya okulu bitirdiler birde işe sokabilsek…

Şükür işe girdiler birde askerliğini yapsalar…

Askerlikte bitti şunları bir evlendirsek…

Ah bir emekli olabilsem…

Yaşamak ve mutlu olmak için bu kadar güzel mazeret üretilir mi?

Mutluluğu erteleme bahanelerini artık bir yana bırakın… Ve hemen bir karar alın geçmiş ve gelecek zaman artık yok…

Asıl olan şimdiki zamandır şimdiki an’ı adam gibi değerlendirin an’ın mutluluğunu yaşayın size nefes alıp verme özgürlüğünü tattırdığı için Allaha şükredin…

Ve bazı şeylerin olmasını beklemekten vazgeçin…

Her şey tastamam olduktan sonra hayatı yaşayıp mutlu olacağım zannından vazgeçin…

Unutmayın ki hiçbir zaman hiçbir şey tastamam olmayacak…

Bizim işler zamanın pek umurunda değil o akıp gidiyor…

Kaybettiğimiz ise ertelediğimiz hayatımız ve mutluluğumuzdur.

Posted in Yazılar | Leave a comment

PARIS OTO SHOW

Posted in Beğendiğim Fotoğraflar | Leave a comment

Kadınlar Eşlerinden Neleri Gizler?

 

 

“Kadınlar     Eşlerinden Neleri Gizler?”

Kadınlar bazı şeyleri eşleriyle açıkça paylaşmaz.İşte     kadınlarda saklı kalan 11 sır..

Kadınları anlamak güçtür.. İşte kadınların farklı düşünüp farklı     söyledikleri, davrandıkları durumlar..

1. Kadınlar hemen hemen herşeyi, ayakkabı, etek, eczaneden ilaçları     bile kendilerini mutlu etmek için alır. Ödeme miktarını da her zaman daha     az söylerler. Çoğu zaman eşinizden masrafları saklamanın doğru olmadığı     söylenir. Ancak bazen kadınlar eşlerinin söylenmesine katlanamadıkları     için, bu tür yalanlar söylemenin yanlış olmadığını düşünür..

2. Kadınlar     kocalarına onlarla sık sık onlarla seks yapmayı düşündükleri söylemez.     Bunun nedeni ise, özellikle çalışan kadınların yorgun oldukları zamanlarda     eşlerinin bu konuda ısrar etmelerini önlemek ve dinlenmektir…

3. Bağlılık ve sorumluluk konusunda en az erkekler kadar titizdirler..     Kadınlar için eşleri evleninceye kadar beyaz atlı prens olsalar da     sonrasında kızdıkları, öfkelendikleri durumlar olabilir. Ancak çoğu zaman     bu yönlerini eşlerine yansıtmazlar..

4. Modern ve özgür olsalar bile hala eşlerinin erkek olarak hayatın     sorumluluklarını daha çok taşımasını isterler.. Erkekler üzerlerine düşen     görevleri yerine getirdiğinde, hassas davrandıklarında, bu kadınları daha     çok kadınsı yapar.. Gün sona erdiğinde eşinin kollarında dinlenen kadın     için özgürlüğün bir anlamı yoktur..

5. Eski erkek arkadaşlarının yatakta çokta kötü olmadığını     düşünürler. Ancak eşlerine her zaman onun daha iyi ve başarılı olduğunu     söylerler. Eşinin de istediği budur zaten..

6. Kadınlar annelerine benzemekten çok korkarlar ancak eşlerinin     anneleri hakkında olumsuz birşeyler söylemesine, ‘annen gibi davranıyorsun’     demesine de asla katlanamazlar.. Bu nedenle eşlerinin yanında annelerinin     hatalarını anlatmazlar, görmezden gelirler.

7. Eşlerinin kendilerini biraz da olsa kıskanmasını, üzerine     titremesini isterler. Ancak çoğu zaman bunu eşlerine söylemez, onların bunu     farkedip göstermesini ister.

8. Seksi ve yakışıklı ünlü yıldızlarla fantazi hayalleri kurarlar.     Bu onlarla birlikte olmak istedikleri anlamına gelmez. Eşlerine asla bunu     paylaşmazlar.

9. Kadınlar erkeklerin arkadaşlarıyla paylaştıkları itiraflarından     daha fazlasını kız arkadaşlarına anlatırlar. Esas olan paylaşılanların aile     arasında kalmasıdır tabi..

10. Eşlerinin yaptığı ıvır zıvır işlerin farkındadırlar ancak bunu     çoğu zaman görmezden gelirler. Teşekkür ettiklerinde eşlerinin işleri     yapmayacağını veya kendilerini suçlayıcı şekilde söylenmeye başlayacağını     düşünürler. En iyi seçenek ise, evde iş bölümü yapmak ve herkesin     sorumluluğunu üstlenmesidir..

11. Kadınlar erkeklere tüm kalbiyle aşıktırlar ama bir daha ilk     başlardaki gibi kalplerinin cızırdayacağını veya çarpmayacağı hüzünlü     gerçeğinin de farkındadırlar. Çoğu kadın “aşk”a aşıktır çünkü.     Eşlerine ilk günkü gibi aşık olmadıklarını asla söyleyemezler.

Posted in Yazılar | Leave a comment

ESKİ BİR TAPINAK YAZISI

ESKİ BİR TAPINAK YAZISI


Gürültü, patırtının ortasında sükunetle dolaş; sessizliğin içinde huzur bulunduğunu unutma. Başka türlü davranmak açıkça gerekmedikçe herkesle dost olmaya çalış.
Sana bir kötülük yapıldığında verebileceğin en iyi karşılık unutmak olsun.

Bağışla ve unut. Ama kimseye teslim olma, içten ol; telaşsız, kısa ve açık seçik konuş. Başkalarına da kulak ver. Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları;
çünkü dünyada herkesin anlatacak bir öyküsü vardır.

Yalnız planların değil, başarılarının da tadını çıkarmaya çalış. İşinle ne kadar küçük olursa olsun ilgilen; hayattaki dayanağın odur. Seveceğin bir iş seçersen,
yaşamında bir an bile çalışmış ve yorulmuş olmazsın. İşini öyle sev ki, başarıların, bedenini ve yüreğini güçlendirirken verdiklerinle de yepyeni hayatlar başlatmış olacaksın.

Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol. Sevmediğin zaman sever gibi yapma. Çevrene önerilerde bulun ama hükmetme. İnsanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz. Ve unutma ki, insanlığın yüzyıllardır öğrendikleri, sonsuz uzunlukta bir kumsaldaki tek bir kum taneciğinden daha fazla değildir.

Aşka burun kıvırma sakın; onu küçümsersen sen de besinsiz kalırsın, küçülürsün. O yoğun sevgi çöl ortasındaki yemyeşil bir bahçe gibidir.
O bahçeye layık bir bahçıvan olabilmek için her bitkinin sürekli bakıma ihtiyacı olduğunu unutma.

Kaybetmeyi ahlaksız bir kazanca tercih et. İlkinin acısı bir an, ötekinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer. Bazı idealler o kadar değerlidir ki,
o yolda mağlup olman bile zafer sayılır. Bu dünyada bırakabileceğin en iyi miras dürüstlüktür.

Yılların geçmesine öfkelenme; geçliğine yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe. Yapamayacağın şeylerin yapabileceklerini engellemesine izin verme.
Rüzgarın yönünü değiştiremediğin zaman, yelkenlerini rüzgara göre ayarla. Çünkü dünya, karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir.
Arasıra isyana yönelecek olsan da hatırla ki, evreni yargılamak imkansızdır. Onun için kavgalarını sürdürürken bile kendi kendinle barış içinde ol.

Hatırlar mısın? Doğduğun zamanları; Sen ağlarken herkes sevinçle gülüşüyordu. Öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın öldüğünde, sen mutlulukla gülümse.
Sabırlı, sevecen, erdemli ol.

Eninde sonunda bütün servetin sensin. Görmeye çalış ki, bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen dünya yine de insanoğlunun biricik güzel mekanıdır.

Posted in Yazılar | Leave a comment

Bırakıp Giden Erkekler…

Bırakıp Giden Erkekler…

Çevresinde bırakıp giden kadına rastlayan var mı? Boşanan demiyorum.
Bırakıp giden. Bir sabah uyanıp giden. Öylece, aniden.
Böyle bir kadına ben rastlamadım. Bu biçimde gitmek erkeklere has.

Biz kadınlar sıkıntıdan çatlasak da başladığımız ütüyü bile yarım bırakamazken,
erkekler arkalarına bir kez bile bakmadan, geride kalanların bu bırakıp gitmenin yükünü nasıl taşıyacaklarını düşünmeden, bırakıp gidebiliyor. Pes!

İlla başka bir kadın yüzünden olmuyor bu gitmeler. Bazılarında başka kadın bile yok zaten.
Her şeyi bıraktım, sıkılmıştım karımdan, çocuklardan, işimden demekten daha kolay oluyor, başka kadına aşık oldum o yüzden bıraktım demek.
Başka bir kadını size tercih ettiğini düşünmeyin kocanızın, o sadece gitme eylemine bir gerekçe yaratmış oluyor.

Kadın da sıkılıyor, ama gitmiyor. Çözüm arıyor. İlişkisini ayakta tutmanın, düzeni korumanın, huzuru sağlamanın yollarını bulmak için çırpınıyor. En munis görünen kadın bile yeri gelince savaşçı kimliğine bürünüp sorunlarla savaşmasını biliyor. Erkek ise korkuyor, süngüsü düşüyor, savaşamıyor. Ama sözde yiğitlik gösteriyor, karısının asla yapmaya cesaret edemeyeceği şeyi yapıyor, bırakıp gidiyor… Peh! Yiğitliğe bak sen! Kaçmak, ne zaman yiğitlik oldu?

Dostum olan, çok sevdiğim, ayakta dimdik duruşlarına hayran olduğum, öylece bir sabah bırakılmış kadınlara bakıyorum, onları dinliyorum. Niye gitti dediğimde cevap insanın içini acıtacak kadar yalın: “Sıkılmış. Gitti”

Cümlelerinin gerisi daha da dokunaklı oluyor, taşıyabileceğinin kat kat fazlası yükü tevekkülle kabul etmiş kadın dostlarımın.

“Ben çok güçlüydüm. Benim evi de çocukları da çekip çevireceğimi biliyordu. O yüzden de arkasına bakmadan rahatlıkla gitti.”

Bu koca bir yalan. Erkekler bırakıp giderken bunun muhasebesini yapmıyorlar. Normalde de asla bir kadın kadar muhakeme yapma yeteneğine sahip olmayan erkekler, sıfır muhakeme ile “Kaçma”kararı veriyorlar. Onlar için tek gerçek özgürlüklerine kavuşmak. Özgürlükten anladıkları da dilediğin zaman, dilediğin şeyi yapabilmek. Bunun özgülük değil sefalet getirdiğini anladıklarında da geri dönmeleri bu yüzden ya zaten.

Yüzüstü bırakılan kadınlar bir süre sonra hatayı kendinde de aramaya başlıyor.

“Ben çocuklarla, evle, işle o kadar çok ilgileniyordum ki kocama zaman ayıramadım, onunla ilgilenmedim. Benim de hatam var.”

Doğruluk payı olabilir. Ama bu bırakıp gitmeyi gerektirecek bir durum değil. Nihayetinde konuşarak, tartışarak çözüme ulaşılabilecek bir problem. Kaldı ki bir kadın kocasına zaman ayıramıyorsa bunun sorumlusu yine erkektir. Karısının omuzundaki yükleri paylaşmamış, onun ruhunu doyuracak küçük sürprizler, iltifatlar yapamayacak kadar odunsu kıvama gelmiş demektir.

Bırakıp giden erkeklerin, ki bu genellikle kırklı yaşlarda oluyor, tekrar onsekiz yaş ergenlik dönemi yaşadıklarını düşünüyorum. Evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış, iş güç sahibi olmuş ama bir sabah ergenlik psikolojisine bürünmüş olarak uyanıyorlar. Ergenliklerinde anne babalarına çekemedikleri resti çekiyor ve bırakıp gidiyorlar. Çoğu zaman de geri dönüyorlar. Geri döndüklerinde, kapıyı yüzüne kapatmak ya da içeri buyur etmek size kalmış. Kadın öngörüsü ne zaman amazon, ne zaman muhabbet kuşu olacağını bilir.

Posted in Yazılar | Leave a comment

Değiştirebilmenin sırrı kabullenmektir.

Değiştirebilmenin sırrı kabullenmektir.
Herkesi ve olayları olduğu gibi kabullenmek, düşüncenin çekim gücü, farkında olarak yaratmaktan

sonra gelen evrenin üçüncü önemli yasasıdır.

Trafiktesiniz ve hızlı araba kullanıyorlar, bırakın kullansınlar. Bu onların hayatları (siz sinirlenince

hızları azalmıyor, yalnızca siz hızlı araba kullananları kendinize çekiyorsunuz).

Parktasınız insanlar çöpleri yere atıyor, bırakın atsınlar bu onların hayatları (bağırıp çağırınca çöpler

çöp kutusuna atılmıyor ve siz çöp atanları kendinize çekiyorsunuz).

Havaalanındasınız bazı insanlar sandalye yerine yerde oturuyor. Bırakın otursunlar. Bu onların hayatları.(sandalyede oturunca daha saygın olunmuyor ve siz düzensizlikleri kendinize çekiyorsunuz.)

Sonuçta herkes kendi yaratıcılıklarını kullanarak, kendi hayatlarını yaşıyor.

“İyi de o kişiler böyle davranmakla kendilerine ve etrafa zarar veriyorlar” diyeceksiniz.
Fark etmiyor.

Evren o insanlara da size sunduğu olanakları tanıyor. Bırakın o insanlar, hayatlarını sizin istediğiniz

gibi değil kendi istedikleri gibi yaratsınlar. Bu kişiler en yakınlarınız anneniz, babanız, iş arkadaşlarınız, eşiniz veya çocuklarınız dahi olsa, siz onlara sadece uyarıcı, öğretici veya örnek olabilirsiniz.

Onların sizin kurallarınıza göre yaşamasını bekleyemezsiniz.

Bunun yanında insanların siz istediniz diye değişmelerini asla beklemeyin çünkü olmaz!

Bu sizin elinizde olan bir şey değil.

Evrenin her şeyi olduğu gibi kabullenmek yasasını değiştiremezsiniz.

Değiştirebileceğiniz sadece kendi düşüncelerinizdir.
Kendinize “Ben niye hoşuma gitmeyen kişiler, sevmediğim olaylarla içiçeyim?” diye sorun.

Bunları, düşüncelerinizle kendinize çekiyorsunuz.

Düşüncenin çekim gücü yasası siz farkında olsanızda, olmasanız da, işleyen bir yasadır.

İyi veya kötü ne düşünürseniz gelir sizi bulur.

Posted in Yazılar | Leave a comment

Erkekler İçin Garantili Göbekten Kurtulma Rehberi

Tarihteki meşhur erkeklere bir bakın; biri bile göbekli değil!

O yüzden artık göbeğinizle sevimli olduğunuzu düşünmekten vazgeçin. Dr. John Biffra’nın yeni kitabı “Erkekler İçin Garantili Göbekten Kurtulma Rehberi”ndeki kurallara uyun, fit olun. 

Kadınların ömrü “Göbeğim çıktı mı, selülitlerim azdı mı, popom büyüdü mü” endişeleriyle geçiyor. Biz böyleyken, erkekler koca göbekleriyle adeta övünüyorlar. Kadınların yağları “tu kaka” erkeklerinki “maşallah”… Ama bir de şu açıdan bakın; mesela biz selülitlerimize bu kadar kafayı takmadan 20 yıl önce, hangi erkek selülitin farkındaydı? Filmlerde, fotoğraflarda selülitini saklayan kadın yoktu ve her kadının selüliti vardı. Ama o zamanlarda bile tüm gözde erkekler filinta gibiydi. Tüm dünyada göbeğine rağmen sevilen sadece dört erkek var: Homer Simpson, Noel Baba, Buddha ve Danny de Vito. Bizim selülite savaş açmamız ise yine erkeklere yaradı; bu sayede eczane vitrinlerinde, dergilerde, gazetelerde, reklamlarda bol bol bikinili kadın vücudu görmeye başladılar. O yüzden belki de artık kendi vücudumuzla barışıp, erkeklere “Sen kendi göbeğine bak” deme zamanı! 

5 MADDEYİ UYGULAYIN 

 

1. Kalori saymayı unutun! Kaloriler yerine ne yediğinize dikkat edin. Yüksek proteinli, düşük kalorili ve doyurucu yemekler yemelisiniz. Aç kalıp iştahınızın şahlanmasına yol açmayın. Ara öğünlerde kuruyemiş atıştırın.

2. Gazlı içeceklerden, şekerli yiyeceklerden uzak durun.

3. Et, balık, tavuk, yumurta, havuç ve patates dışındaki sebzeler, özgürce yiyebilecekleriniz. Her zaman şunu aklınızda tutun: Yaratılışımızın başından beri et, balık, meyve, yumurta, fındık-fıstık, sebze yiyoruz. Ama sağlığa zararlı yiyeceklerle yakın geçmişte tanıştık. Bizim için bu kadar yeni olan yiyecekleri, hayatımızdan çıkarmak ne kadar zor olabilir ki?

4. Diyeti ve sporu sadece göbekten kurtulma yolu olarak görmeyin. Yapacağınız her şey genel sağlığınız için faydalı. Bunu düşünürseniz severek spor yaparsınız.

5. Amacınız kilo vermek değil, yağlardan kurtulmak olsun. 

SPORUN ETKİSİ YÜZDE 40 

“Bütün idmanlar kilo verdirir. Kilo vermenin mantığı, vücudun kalori yakmasıdır. Aslında oturduğumuz yerde bile bunu yaparız; nefes alıp vermek, elimizi kaldırmak, yediğimiz yemekleri sindirmek gibi hayati faaliyetlerimizde vücudumuz kalori yakar’ diyen Spor Birimleri Şefi Erhan Ünal, şöyle devam etti:

‘Ama önemli olan, kas oranımızı artırmak ve karın kaslarını kuvvetlendirmektir. Bunu da öncelikle dirençidmanlarıyla başarabiliriz. Ağırlık idmanları pilates, yoga gibi… Bu egzersizler, kas oranlarını artırarak metabolizmayı hızlandırır. Daha çok kalori yakmak için ayrıca 30-50 dakikalık kardiyovasküler egzersizlerfaydalıdır; yani koşu, yürüyüş, bisiklet, kick boks, futbol, basketbol, tenis… Yağ yakarken ve göbeği eritirken;beslenme yüzde 60, spor ise yüzde 40 oranında etkilidir. Beslenmeyi düzene sokmadan kilo vermek imkânsızdır.” 

ERKEKLER DİYETTE %99.9 BAŞARILI 

Dr. John Biffra, erkeklerin kadınlara göre daha kolay kilo verdiğini söylüyor. 30 günlük düzenli bir diyetin sonunda, hem göbeğinizin küçüleceğini hem de enerjinizin artacağını belirtiyor:

“Erkeklerin psikolojisi çok basit. Kadınlarınki ise çok daha karışık; belki hormonal etkilerden, belki tekrarlanan diyetlerden, belki de fıtri sebeplerden… Kadınlar daha uzun sürede kilo veriyor. Ama 100 erkeği alın, onlara nasıl doğru besleneceklerini gösterin, yüzde 99.9’u hemen kilo vermeye başlayacaktır.” 

DİYETTE NELER YEMELİSİNİZ? 

Uzmanlar, diyete başlamadan önce, böbreküstü bezleri ve tiroit hormonlarınız, kolesterol ve yağ oranlarınız, açlık ve tokluk kan şekeriniz hakkında tahlil yaptırmanız gerektiğini söylüyor. Çünkü hormonlarınız veya farkına varmadığınız hastalıklarınız, göbeklenmenize yol açmış olabilir. Metabolik bir sorununuz yoksa diyetebaşlayabilirsiniz. “Bir kibrit kutusu büyüklüğünde beyaz peynir” diyeti yapacağınızı zannetmeyin. Diyet uzmanı size hayat şartlarına ve yemek alışkanlıklarınıza uygun diyeti verecektir. Ama şu kurallara da uyun: 

* Sevmeseniz de sebze yemelisiniz. Ama etli sebze yemeklerinden bahsetmiyoruz.

* Et istiyorsanız ve kolesterol probleminiz yoksa ızgara et, fırında rosto tarzı yemekleri tercih edin.

* Etin suyu yerine kendisini tüketin. Yani pilavınızın üstüne koymak için “Şu yemeğin suyundan biraz alayım” demeyin.

* Haftanın iki günü kırmızı et, iki günü balık, iki günü ise tavuk yemelisiniz. Bunların ızgara, buğulama ya da fırında pişirilmiş olmasına dikkat edin.

* Ekmek olmadan doymayanlardan mısınız? Çok tahıllı veya tam buğday ekmeğini tercih edin (Diyet yapankadınlar gibi görünmekten korkmayın, çok tahıllı ekmekler hem lezzetli ve sağlıklı, hem de havalı).

* Ortalama 10 kg. fazlalığı olan bir erkek, günde 3 orta boy dilim ekmek ya da onun yerine 6 yemek kaşığı pilav/makarna tükmeli.

* Havuç hariç, sebzelerin hepsini çiğ olarak sınırsız tüketebilirsiniz.

* Meyvelerden muz, üzüm ve incir yerine şeftali, armut, karpuz, malta eriği, kiraz, erik ve çileği tercih edin.

* Ara öğünde, sabah saat 10.30-11.00 civarı yarım simit ve bir bardak ayran tüketin. Simitteki susamın yağlarıylaayranın yağı birleşince, karın yağlarını kırıyor. Akşam üzeri ise saat 15.30

civarında meyve yemelisiniz.

* 10 günde bir, bir porsiyon sütlü tatlı yiyebilirsiniz. Ama diyet tatlı olmasın.

* Alkole gelince… Homer Simpson gibi olmak istemiyorsunuz değil mi? O zaman birayı unutun! Viski, votka, rakı ve şarap içebilirsiniz. Ama en iyisinin şarap olduğunu unutmayın.

* Masa başı işi yapıyorsanız metabolizmanızı hızlandırmanız gerek. Bunun için yeşil çay (yeşil çayın şeftali aromalı gibi çeşitlerini deneyebilirsiniz, yeter ki şekersiz olsun), limonlu su, elma suyu veya biberiye, kekik, tarçın, karanfil çayları için. Bu içecekler hem şekeri düzenliyor, hem de metabolizmanızı canlandırıyor. 

HAREKET EDİN, YÜRÜYÜN 

* Bir zahmet kendi işlerinizi kendiniz yapın, kalkın suyunuzu kendiniz alın, akşamları yürüyüşe çıkabilir, bisiklete binebilirsiniz.  

KEL OLMAK KADAR KORKUTUCU 

“Erkeklerin zayıflamak istemesinde estetik etiketler önemli. Erkekler görünüşlerini kafaya taktıkları zaman, en çok göbekleri yüzünden üzülürler. Göbeklerindeki yağları tutup, ‘İşte bundan kurtulmak istiyorum’ derler. Çünkü günümüzün estetik anlayışına göre, minik bir göbeğin olması, kel olmak kadar korkutucu. Oysa 10 yıl önce karın bölgesindeki yağlara karşı daha hoşgörülüydük. Hatta büyük göbekler, zengin sofralar bir gurur kaynağıydı. Şimdi, sağlık hakkında daha
bilinçliyiz” diyor Dr. Biffra. 

Posted in Yazılar | Leave a comment

KANSERİ DEĞİL KENDİNİZİ BESLEYİN!!!

KANSERİ DEĞİL KENDİNİZİ BESLEYİN.

Her doktor öğrenciliği sırasında Otto Warburg’un buluşunu öğrenir.

1930′lu yıllarda Warburg kanserin en temel biyokimyasal sebebini,

yani sağlıklı bir hücreyi kanser hücresinden ayıran şeyin ne olduğunu bulmuştur.

Bu, o kadar önemli bir buluştur ki, Otto Warburg’a Nobel Ödülü kazandırmıştır.

Otto Warburg’a göre kanserin bir temel sebebi vardır.

Bu da, vücudun normal hücrelerinin oksijenli solunumunun, oksijensiz – anaerobik- hücre

solunumuyla yer değiştirmesidir. Warburg’un buluşu bize başka neleri anlatmaktadır?

Birincisi, kanser, normal hücrelerden çok farklı bir biçimde metabolize olmaktadır.

Normal hücreler oksijene ihtiyaç duyar; kanser hücreleri oksijenden kaçınır.

Hiperbarik oksijen terapisi alternatif kanser tedavisi uygulayan kliniklerde kullanılan bir yöntemdir.

Bu buluşun bize anlattığı başka bir şey de, kanserin bir mayalanma (fermantasyon) süreciyle metabolize olduğudur.

Kanserin metabolizması normal hücre metabolizması ndan 8 kat daha büyüktür.

Yukarıda söylediğimiz her şeyi birleştirirsek ortaya şu tablo çıkıyor:

Vücut, kanseri beslemeye çalışırken mütemadiyen kapasitesinin üstünde çalışır.

Kanser devamlı açlıktan ölmenin eşiğindedir ve vücuttan kendisini beslemesini talep etmektedir.

Besin alımı kesilirse kanser açlıktan ölmeye başlar.

Tabii kendisini beslemek için vücudun şeker üretmesini sağlayamazsa. ..

Proteinlerden şeker Bu ziyan sendromuna kaşeksia (cachexia) denir.

Kaşeksia vücudun proteinlerden (evet, doğru duydunuz, karbonhidratlardan veya yağlardan değil de,

proteinlerden) “glükoneogenez” (yeniden glükoz yapımı) işlemiyle, şeker elde etmesidir.

Bu şeker kanseri besler. Vücut sonunda, kanser hücresini beslemeye çalışırken kendisi açlık çeker.

Şimdi, kanserin şekerle beslendiğini öğrenmişken, onu şekerle beslemek mantıklı geliyor mu size?

Yani karbonhidratlardan zengin bir diyet uygulamak?

Bugün, kansere karşı uygulanan birçok besin terapisi mevcuttur (işe de yaramaktadırlar)

çünkü günün birinde birisi şeker ve kanser arasındaki bağlantıyı görmüştür.

Bu terapilerde, karbonhidratlar bakımından zengin gıdalara izin verilmez.

Terapilerin hiçbirinde şekere de izin verilmez çünkü şeker kanseri beslemektedir.

Peki doktorunuz bu gerçekleri size neden söylemez? Kim bilir?

Belki doktorunuz kanseri tedavi edecek kişinin siz değil, kendisi olduğunu düşünmektedir.

Belki Otto Warburg’un buluşunu duymuştur ama geri kalan parçaları tamamlayamamış tır.

Belki de beslenmeyle ilgili hiçbir şey öğrenmemiştir. Aslında 1978′e kadar ABD’nin resmi kuruluşlarından biri,

beslenmenin kanserle bir ilgisi olmadığını iddia etmekteydi!! !!

Kanser ve şeker bağlantısından haberdar olanlar ise, dikkate değer terapilerle ortaya çıktılar.

Bunlardan biri ‘Laetrile’dir. Kaşeksialı hastaların yüzde 50′den fazlasında glükoneogenez sürecini

durduran hidrazin sülfat bunlardan bir diğeridir. Bugün, Minnesota Üniversitesi kemoterapi alanında bir

“akıllı bomba” üzerinde çalışmaktadır. Akıllı bomba diyebileceğimiz ilacın üzerinde bir kaplama vardır.

İlaç, vücutta oksijensiz bir bölge ile karşı karşıya geldiğinde bu kaplamayı üzerinden atar.

Kanseri yok etmek için kemoterapiyi serbest bırakır. Çünkü, vücutta oksijensiz tek alan, kanserli bölgedir.

Kanser hücresini aç bırakmaya çalışan besin terapileri de vardır.

Kanserin ne sevdiğini bilen hasta, bunları yemekten kaçınır.

Kanser, çiğ yiyeceklerdense, pişmiş yiyecekleri sever.

Pişirme işlemi, besinlerdeki enzimleri ve vitaminleri yok etmektedir.

Bir de, kanserin şeker sevdiğini aklınızdan çıkarmayın. Kanserinizi sevmiyorsanız, onu beslemeyin!

Şeker yerine tatlandırıcı kullanmak çözüm değil Şeker yerine tatlandırıcı kullanmayı düşünüyorsanız,

başka bir tuzağa düşmüş olursunuz. Tatlandırıcıları n da vücuda ciddi zararları olduğu, yapılan araştırmalarla kanıtlandı.

Örneğin, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), sakarin içeren her türlü gıda maddesinin üzerine ”

Sağlığa zararlıdır. Hayvanlar üzerinde yapılan testlerde kansere yol açmıştır.

” ibaresinin konmasını şart koştu. Aspartam ve sükraloz gibi diğer tatlandırıcılar da yan etkileri nedeniyle

uzak durulması gereken gıdalar arasında. (Editörün notu: Ama maalesef hiç birinin üzerinde böyle bir ibare yok).

Kaynak: International Wellness Directory Son iki yüzyıldır şeker tüketimi nasıl arttı?

İngiltere’de 1815′de 5 kg cıvarında olan kişi başına yıllık çay şekeri tüketimi 1970′de 50 kg ‘ın üzerine çıkmıştır.

1970-2000 yılları arasında ABD vatandaşları önceki yıllara oranla yılda 100 litre daha fazla

şekerli meşrubat tüketmişlerdir. Türkiye’deki durum da artık çok farklı değildir.

Çocuğu ile büyüğü ile çılgınca şeker ve beyaz un kullanılmaktadı r.

Bütün bu bilgiler kanserlerin niçin arttığını göz önüne açıkça sermektedir.

Aşağıdaki tedbirlerle kanserlerin en az üçte ikisi önlenebilir;

* Un ve şekerden kaçınarak insülin direncini yenin.

* Hiçbir şekilde tatlandırıcı ve tatlandırıcı içeren ‘light’ hafif yiyecek ve içecek tüketmeyin.

* Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yemeyin. Taş devri diyetini uygulayın.

* Bol taze sebze ve meyve yiyin.

* Yeterli omega-3 alın; ayçiçeği, mısır, soya, pamuk ve margarin gibi yağları diyetinizden çıkartın.

  Bunların yerine zeytinyağı ve doğal hayvani yağları (tereyağı, iç yağı ve kuyruk yağı) yiyin.

* Kefir, yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi probiyotiklerden (faydalı mikroplar) zengin gıdalarla beslenin.

* Özgür dolaşan hayvanların etini ve yumurtasını yiyin.

* Pastörize sütlerden mümkün olduğunca kaçının. Kutu sütü tüketmeyin.

  Mümkünse marda (?) sütü kullanın. Süt yerine süt ürünlerini (yoğurt, peynir) tercih edin.

* Günde iki diş sarımsak ve/veya 1 baş kuru soğan tüketin.

* Günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal tozu tüketin.

* Yeşil ve siyah çay tüketin (şekersiz!!!! ).

* Stresten uzak durun.

* İyi uyuyun.

* Çevresel toksinlerden ve sigaradan uzak durun.

* D vitamini düzeylerinizi yükseltmek için dengeli bir şekilde güneşlenin ya da D vitamini takviyesi alın.

* Yeteri derecede egzersiz yapın!!!!

* Aşırı alkol kullanmayın.

* İşlenmiş soya ürünü yemeyin.

* Yemekleri geleneksel yöntemler (buğulama, buharda pişirme) ile pişirin. Turbo fırınlar da kullanılabilir.

* Hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi) besin kayıplarına yol açar; ayrıca kanserojen olabilirler !!!!

* Daha çok toprak (güveç), cam ya da kalaylı bakır kapları tercih edin. Emaye ve çelik tencere daha sonraki tercihlerdir.

* Teflon ve alüminyumu ise kesinlikle kullanmayın.

Posted in Yazılar | Leave a comment